Kadın-erkek arasındaki psikolojik farklılıkları belirledikten sonra, uygun evlenme yaşının ne olacağı hususunda tespitler yapmaya çalışalım. Eşlerin maddî ve manevî sorumluluk alabilmeleri için belli bir yaşa geldikten sonra evlenmeye yönelmeleri, 'bilinçli bir evlilik' için önemlidir.
Eskiden evlilikler erken yaşlarda yapılıyordu. Günümüz şartlarında ise, gençlerin büyük çoğunluğu meslek sahibi olduktan sonra evlenmeyi tercih ediyorlar. Fakat az da olsa kırsal kesimlerde yaşayan gençlerin çok erken yaşlarda evlendikleri de biliniyor. "Ruhsal yönden anlaşabilen ve birbirlerini şartsız seven insanlar için yaşın-başın önemi yok" deniliyor. Günümüz şartlarında bu anlayışın ne derece geçerli olup olmadığı ayrı bir konudur. Kabul gören yaş ortalamaları Evlilik yaşıyla ilgili, kesin bir sınır elbette konulamaz. Fakat Türkiye'nin sosyo-kültürel değerlerine ve bölgesel özelliklerine göre, toplum içinde kabul gören bir yaş ortalaması vardır. Bunu şöyle izah edebiliriz.Son istatistik verilerine göre, erkeklerde normal evlilik yaşı '22 ile 27' arasında değişiyor. Hanımlarda ise, '18 ile 25' arasında değişiklik gösteriyor. Türkiye'nin sosyo-ekonomik şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda, bir erkeğin askerliğini yapmadan, meslek sahibi olmadan, 22 yaşından önce evlenmeye kalkması ileride problemler doğurabilir.Bir genç kızın da asgari 18 yaşından önce evlenmeye kalkması, hem sağlık, hem de sorumluluk açısından sakıncalıdır. Bir evi veya bir aileyi idare etmek; devlet idare etmek kadar zor ve önemlidir. Bu yüzden, plân- program yapmadan, daha önemlisi bilinçlenmeden, bir anlık heveslerle evlenmeye kalkışmak, büyük bir risktir. Evlilik, insan ömrünün en önemli kararlarından biri olduğuna göre, temkinli ve tedbirli hareket etmek ve olgun bir yaşa geldikten sonra evlenmek en doğru yoldur. Geçerli olan evlilik yaşı Bu açıklamalardan sonra, Türkiye'nin sosyo-kültürel şartlarına göre "en ideal evliliğin" hangi yaşlarda olması gerektiği hususunda genel bir değerlendirme yapabiliriz.Psikolojik verilere göre, bir insanın 'kişiliğin gelişmesi' 20 yaşına kadar sürekli farklılıklar gösteriyor. Devamlı arayışlar içerisinde olan gençlerin bilgileri, alışkanlıkları, zevkleri, huyları, fikirleri ve anlayışları devamlı değişiyor. 20 yaşından sonra ise, yavaş yavaş olgunlaşmaya başlıyor.Kadın-erkek arasındaki yaş faktörüne bu açıdan bakacak olursak, kadın ile erkeğin 'ergenlik çağlarını' karşılaştırmamız gerekiyor. Bayanların ergenlik çağı, 12 ile 15 yaş arasında değişiyor. Sıcak yörelerde bu durum, 9 yaşına kadar inebiliyor. Erkeklerin bulûğ çağı ise, 14 ile 17 yaş arasında gerçekleşiyor. Erkeğin, ergenlik çağına daha geç girmesi, ona daha fazla deneyim kazandırıyor. Bu durum şunu göstermektedir. Erkeğin, ruhsal yönden olgunluğa ulaşması, dış dünyayla iletişim içerisinde olması, fiziksel olaylara karşı direnç göstermesi, ona daha fazla sorumluluk yüklüyor. Bu durum, evlenecek çiftlerde erkeğin yaşının daha büyük olması gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor. Kadının iç dünyası Kadının iç dünyası açısından meseleye bakacak olursak, kadının ruhunda erkeğine güvenip, bağlanma temayülü vardır. Bu yüzden onlar da, kendisinden yaşça olgun biriyle evlenme arzusu ağır basar. Çünkü erkek "isteyen", kadın ise "istenen" konumundadır. Evlenme yaşıyla ilgili önemli bir hususu da belirtmeliyiz. Evlilik yaşı geldiğinde evlenmeyen veya evlenemeyenler, ilerleyen yaşlarında yuva kurmakta daha çok zorlanıyorlar. Evlenme çağını geçirenler değişik ruh hallerine girebiliyor, her şeyden önemlisi şüpheci oluyorlar. Duyguları hassasiyet kazanıyor, karar vermeleri zorlaşıyor, beğenileri değişiyor ve dolayısıyla, kendilerine özgü ayrı bir dünyada yaşıyorlar. Ekonomik güçle beraber aile desteği de şart! Sağlıklı ve uzun ömürlü bir evlilik yapabilme şartlarından biri de, kişinin kendisine karşı maddî ve manevî güveninin olmasıdır. "Evliliği bir ömür boyu sürdürebilirim, önüme çıkacak zorluklarla baş edebilirim" gücünü elde ettikten sonra evlenmeye niyetlenmeli.Kendisine güveni olmayan, kararsız ve tutarsız insanlar, zorluklar karşısında şaşırıp kalırlar. Güveni besleyen iki önemli güç vardır. Bunlardan birincisi 'manevi güç' diğeri ise, 'ekonomik güç'tür...Manevî gücü olmayan kişi, ekonomik yönden ne kadar kuvvetli olursa olsun, başarı elde etmesi zordur. Evliliği sürdürebilmesi için; kişinin kendine güvenmesi, ne yapacağını bilmesi ve iradesine sahip olması gerekir. Günümüzde şartlar çok değişmiştir. Başarıya ulaşmak, tesadüfler sonucu elde edilmiyor. Dolayısıyla "bilinçli ve tedbirli" olma mecburiyeti her zamankinden daha fazladır. Hiçbir şeyi, geçmişteki olaylarla mukayese edemeyiz. Eski evlilikleri örnek göstererek mukayese yapan bazı aile büyükleri, şu anki şartlara karşı çıkabilirler. Fakat onların hepsi eskide kaldı. Şimdi ise, bugünü yaşıyoruz. Evin büyükleri veya başkaları kendilerini yenileyebiliyorlar, eski ile bugün arasında köprü kurulabiliyorlarsa, bu insanlardan mutlaka yararlanmalıdır. Şimdi tedbirli ve bilinçli olma zamanıdırBaşkalarına bağımlı kalmamak için 'sizin zamanınız, bizim zamanımız' tartışmalarını bir tarafa bırakalım. Şimdi tedbirli ve bilinçli olma zamanıdır. Bu nedenle, yeni evlenecekler, maddî-manevî açıdan güçlü olmak zorundadırlar. Evliliğe hazırlıksız başlayanlar, bunun bedelini bir ömür boyu ödemek zorunda kalabilirler. Allah insanlara tedbir almaları için 'akıl' vermiştir. Ancak tüm tedbirleri aldıktan sonra, Allah kerimdir sözünü söyleyebiliriz. Evlilik kurumu, birden kurulacak bir müessese değildir. Önceden 'tedbir' alınmalı ve "hazırlıklar" yapılmalı. Evin geçimini, birinci derecede erkek üstleneceğinden, kendini ve ailesini geçindirebilecek bir işinin olması şarttır. İşi-gücü olmayan, başkasına bağımlı kalmaya mahkûmdur. Aile hayatında başkasına bağımlı kalmak, insanı çıkmaza götürür.Bu durum, ilk zamanlarda rahatsızlık vermeyebilir. Ancak belli bir zaman sonra, eşler başkalarının hâkimiyeti altında olmalarından rahatsızlık duymaya başlarlar. Anadolu'nun birçok yerinde, işi-gücü olmayan gençleri, bulûğ çağına gelir gelmez evlendirmeye kalkıyorlar, daha sonra da geçimlerini sürdürebilmeleri için, bu taze yavruları gurbete göndererek hayatın acımasız şartlarıyla baş başa bırakıyorlar. Aynı durum büyük kentlerde de oluyor. Kitle iletişimin hâkim olduğu bir dünyada, hâlâ bilinçsiz evlilikler yapılmaktadır. Mustafa Topaloğlu |